|
|
|
|
|
|
|
BİYOMEDİKAL NEDİR?
|
I. Giriş
Çağımızı karakterize eden önemli özelliklerden biri de hızlı geliştirilen teknolojilerdir.
Yüksek teknoloji adıyla anılan bu teknolojiler yoğun olarak uzay çalışmalarında,
savunma sanayinde ve tıp alanında kullanılmaktadır. Tıpta yüksek teknolojinin kullanımı
ABD'de 1960 yılında uzay araştırmaları yapan NASA'daki mühendislerle hekimlerin
birlikte çalışmaları ile başlamıştır. Teşhiste invaziv olmayan metotlar kullanmak,
teşhis ve tedavi de tıbbi hataları asgarileştirmek, teşhis ve tedavi süresini asgariye
indirmek, teşhis ve tedavi cihazlarının hastada oluşturabileceği yan etkileri en
aza indirmek amaçlarıyla kullanılan tıbbi cihazlar vasıtasıyla bugün hastaneler
teknoloji yoğun işletmeler haline gelmiştir. EKG, EMG, EEG cihazları, kalp akciğer
makinaları, otomatik, defibrilatörler, televizyonlu röntgen cihazları, bilgisayarlı
tüm vücut taramalı tomografi, termografi, dijital videolu anjiyografi, ultrasonografi,
otoanalizörler, lazer cihazları, nükleer manyetik rezonans (NMR), positronemisyon
tomogrofi (PET), böbrek taşı parçalama cihazları, kalp pompası, portatif dializörler
tıbbi teknolojideki yeniliklerin örnekleri olarak ifade edilebilirler.
Hastanelerde verimliliğin yükseltilmesi söz konusu edildiğinde ise ele alınabilecek
önemli konulardan biri de tıbbi teknolojinin kullanımıdır. Çünkü hastanelerdeki
teknolojik verimlilik, toplam verimliliğin önemli bir bileşenidir. 1986 yılında
Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü'nün (B.Ü.B.M.E) hastanelerde
yaptığı bir araştırmada elektronik esaslı tıbbi cihazların önemli bir kısmını bu
tip cihazlarda tecrübesi olmayan teknisyenlerce tamir edilirken bozulduğu, bir kısmının
parçalarının kaybolduğu, cihazların bir kısmında önemli fonksiyonların iptal edildiği
ve cihazların genellikle kalibrasyonsuz oldukları tespit edilmiştir. 1990'da Eskişehir'de
üç hastanede radyolojik cihazlarla ilgili olarak yapılan bir başka araştırmada da
bu cihazların önemli bir kısmının tam fonksiyonel olarak kullanılmadığı, periyodik
bakımlarının sürekli şekilde yapılmadığı, parça yada malzeme yokluğu nedeniyle bir
kısmının atıl bekletildiği saptanmıştır. Bu araştırmalar da göstermektedir ki hastanelerimizdeki
tıbbi cihazlardan olması gerektiği şekilde yararlanılamamakta, böylelikle de önemli
sayılabilecek ölçülerde kaynak israfına neden olunmaktadır. Oysa bir bütün olarak
hastanede verilen hizmeti nitelik ve nicelik yönünden artırabilmek için teknolojinin
de verimli şekilde kullanılması bir zorunluluktur. Dolayısıyla tıbbi teknolojinin
verimliliğini etkileyen faktörlerin neler olduğu, bu faktörler verimliliği nasıl
ve ne yönde etkiledikleri önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda
da tıbbi teknolojilerin verimliliğini etkileyen faktörlerin analizi çıkarılmıştır.
Bu gayeyle önce yüksek tıbbi teknolojilerin özellikleri incelenmiş, bu teknolojilerin
verimliliğine etki eden faktörler analiz edilmiş ve nihayet biyomedikal mühendislik
hizmetlerinin hastane içindeki yeri fonksiyonel açıdan ele alınmıştır.
II. Yüksek Tıbbi Teknolojilerin Özellikleri Nelerdir?
Yüksek tıbbi teknolojilerin verimliliğine etki eden faktörleri analiz edebilmek
için öncelikle bu teknolojilerin özelliklerini belirlemek gerekir. Söz konusu özellikler
şu başlıklarda toplanabilir:
Yüksek tıbbi teknolojiler daha iyi eğitilmiş işgücü gerektirir. Tıbbi teknolojilerde
genel eğilim cihazların kullanımını basitleştirmek yönünde olmakla beraber cihazların
tüm fonksiyonlarıyla süratli ve doğru şekilde kullanılabilmesi için kullanıcının
eğitimi önemli bir unsur olanak ortaya çıkmaktadır. Bu eğitim iki temel aşamadan
oluşur: Birinci aşama kullanıcının alması gereken temel eğitimi, ikincisi ise cihazın
işletilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi için gerekli olan cihaz bazındaki
özel eğitimdir.
Yüksek tıbbi teknolojilerde güçlerine oranla daha az fakat daha kaliteli enerji
kaynakları kullanılır. Enerji konusunda temel ilke asgari miktarda enerji ile azami
çıktının alınmasıdır. Ancak bu ilkenin beraberinde getirdiği diğer bir özellik de
bu enerji kaynaklarının geleneksel enerji kaynaklarına göre daha kaliteli olması
zorunluluğudur. Bu zorunluluk söz konusu cihazların hassasiyetinin artmasından doğmaktadır.
Bunun anlamı ise mevcut enerji kaynaklarının yenileştirilmesi ve modern cihaz/sistemlerle
desteklenmesidir.
Yüksek tıbbi teknolojilerde daha çeşitli ve daha kaliteli malzemeler kullanılır.
Emniyet, güvenirlik ve hassasiyet ile ilgili hedeflere ulaşabilmenin yolu cihaz/sistemlerde
kullanılan malzemelerin (sarf malzemeleri, ilaç, solüsyon, kimyasal malzemeler gibi)
çok dâha yüksek kaliteli olmasından geçmektedir. İlk defa kullanılmaya başlanan
yeni tıbbi teknolojiler beraberlerinde yeni, dolayısıyla denenmemiş malzemelerin
kullanımını da gerektirir. Bu yeni malzemelerin kullanımı ise ek bir eğitim gerektirir.
Yüksek tıbbi teknolojiler uzmanlığa dayalı bakım-onarıma ihtiyaç gösterir. Yüksek
tıbbi cihazlardaki hassasiyet, güç ve fonksiyonlarındaki artış, daha karmaşık elektronik,
mekanik ve elektromekanik sistemlerin yaygın kullanımı ile sağlanmaktadır. Bu tür
karmaşık sistemleri içeren cihazların bakım ve onarımı bu alanda eğitim görmüş uzmanlar
ve özel teçhizatla yapılabilmektedir. Bu koşulların sağlanmasıyla gerçekleştirilen
bakım-onarım-kalibrasyon sayesinde hem çıktıların kalitesi artmakta hem de cihaz/sistemin
verimli kullanım ömrü uzamaktadır.
Yüksek tıbbi teknolojiler pahalıdır. Pahalılık nispeten bir kavram olmakla ve fiyatlar
cihazdan cihaza yada sistemden sisteme değişmekle birlikte bir sonraki teknoloji
bir öncekine göre çok daha pahalıdır. Bunun en önemli nedeni; gerek kapasitesi,
gerekse güvenirlik, emniyet ve hassasiyeti arttıran daha pahalı özel eleman ve parçaların
bu teknolojilerde kullanılıyor olmasıdır. Pahalılığın bir başka ölçütü de hastanedeki
yatak başına tıbbi teknoloji gereksinimidir. ABD standartları esas alınırsa genel
hastanelerde (ihtisas hastanesi olmayan hastaneler) yatak başına tıbbi cihaz gereksinimi
120.000 ile 150.000 dolar (480 milyon ile 600 milyon TL.) arasındadır. Bu da sözgelişi
100 yataklı bir hastanenin asgari 120 milyon dolarlık (480 milyarlık) tıbbi teknolojiye
gereksinimi olduğunu ortaya koyar. Yine ABD standartlarına göre bu miktar toplam
hastane yatırımının asgari % 45'ine karşılık gelmektedir.
Yüksek tıbbi teknolojiler yoğun teknolojilerdir. James D. THOMPSON'un sınıflamasına
göre yüksek tıbbi teknoloji yoğun teknolojidir. Bunun anlamı çok yönlü karşılıklı
bağımlılık (reciprokâl interdependence) ilişkisi içinde üretimin yapılabilmesi yada
hizmetin yürütülebilmesidir. Bu bağımlılık hem hizmetin yürütülüş şeklini, hem de
hizmetin kalitesini belirleyici özellik taşır. Örneğin, bir nöroşirürji uzmanının
sağlıklı bir operasyona karar verebilmesi hastanın beyin elektroensefalagrafisini
ve beyin tomografisini tetkik edebilmesiyle mümkündür. Laboratuvar tetkiklerinde
yapılacak bir hata hekimin teşhis gücünü zafiyete uğratabilecek, hastanın tedavisini
en azından geciktirebilecektir. Hastanelerdeki yüksek tıbbi teknolojilerin bir başka
özelliği de daha basit teknoloji düzeylerini ifade eden çözümleyici (mediating)
ve bağlı (long-linked) teknolojileri de içinde barındırıyor olmasıdır.
Hastanelerdeki tıbbi teknolojilerin sözünü ettiğimiz yoğun teknoloji özelliğini
göstermesi bir bütün olarak hastane verimliliğini doğrudan etkileyen bir faktör
olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve hastanelerin giderek teknoloji yoğun işletmeler
haline gelmesi de örgütsel etkinlik açısından bu teknolojilerin önemini arttırmaktadır.
III. Yüksek Tıbbi Teknolojilerin Verimliliğine Etki Eden Faktörler
Yukarıda ana hatlarıyla açıklamaya çalıştığımız yüksek tıbbi teknolojilerin
özelliklerinden hareketle bunların verimliliğine etki eden faktörleri dört başlık
altında toplamak mümkündür. Bunlar; işgücü, enerji, malzeme, bakım-onarım'dır.
İşgücü Faktörü; Diğer tüm teknolojilerde olduğu gibi tıbbi teknolojilerde
de insan faktörü ve insandan kaynaklanan hatalar olabildiğince azaltılmaya çalışılmakla
birlikte, "kullanıcı"nın bütünüyle ortadan kaldırılması yâda aradan çıkartılması
söz konusu değildir. İnsandan kaynaklanan hataları ortadan kaldırmanın veya asgariye
indirmenin tek yolu, bu teknoloji veya cihaz/sistemleri kullanan işgücünün iyi ve
yeterli eğitimidir. Bugün gelişmiş ülkelerdeki sağlık kuruluşlarında "operatör"
yâda "teknolag" adıyla anılan kadrolara, işgören gruplarına sıkça rastlanmaktadır.
Bu işi gören grupları hem kullanacakları cihazlarla ilgili temel konularda, hem
de cihaz/sistem üzerinde özel olarak eğitilmektedirler. Bu tür bir eğitimden geçmiş
bir iş görenin kullandığı cihaz/sistemin verimliliğinin, niteliksiz bir iş görenin
kullandığı cihaz/sistemin verimliliği ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olacağı
tartışılmaz bir gerçektir. Ülkemizdeki sağlık kuruluşlarında bu niteliklere sahip
teknisyenler tarafından kullanılan cihaz/sistem sayısı son derece azdır. Cihaz/
sistemlerin büyük çoğunluğu, konusunda hiçbir temel eğitim görmemiş, "hangi düğmeye,
hangi sırada basacağı" öğretilmemiş kişiler tarafından kullanılmaktadır. Bu vasıflarla
iş görenlerin kullandığı cihaz/sistemde sık sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:
Yanlış
kullanmadan kaynaklanan arızalar
Cihazın
daha uzun süre çalıştırılması
Daha fazla
malzeme kullanımı
Cihazın
tüm fonksiyonlarının kullanılamaması
Yanlış
ve/veya yetersiz sonuçlar
Sağlık Bakanlığı, Sağlık Eğitimi Dairesi Başkanlığı'nın istatistiklerine göre 1980-1988
dönemi içinde Sağlık Meslek Liselerinden mezun olan radyoloji teknisyeni ve laborant
sayısı sırasıyla 661 ve 2376'dır. 527'si Sağlık Bakanlığa ait olmak üzere toplam
819 sağlık kuruluşu (hastane) için bu sayıdaki yetişmiş elemanın yetersiz olduğu
açıktır. Price Waterhouse denetim firması tarafından Ocak, 1990'da T.C. Devlet Planlama
Teşkilatı için hazırlanan "Sağlık Sektörü Master Plan Çalışması, Mevcut kurum Raporu"nda
da bu alanda yetiştirilen elemanların gerek sayı olarak, gerekse gördükleri eğitimin
kalitesi bakımından oldukça zayıf oldukları belirtilmektedir. Ayrıca, hemen hemen
tüm gelişmiş ülkelerde yaygın olarak uygulanan hastane içi eğitim programlarına
ülkemizde gereken önem verilmemektedir. Sonuç olarak iş görenlerin zaten sınırlı
olan bilgileri zamanla erozyona uğramakta ve gelişen teknoloji ve metotlara paralel
olarak geliştirilememektedir.
Enerji Faktörü; Gelişmiş yüksek teknolojiye sahip tıbbi cihaz/sistemlerin
artan güvenirliği, hassasiyeti, sürati ve şüphesiz verimliliği, beraberinde bu cihaz/sistemleri
bağlayacağımız enerji kaynaklarının da gelişmiş teknolojiye sahip sistemlerle donatılması
şartını getirmektedir. Bu şart yerine getirilmeden çalıştırılan cihaz/sistemlerin;
(a) faydalı ömrü kısalmakta, (b) arızalı oldukları toplam süre uzamakta ve (c) ürettikleri
çıktıların hassasiyeti ve güvenirliği azalmaktadır.
Hastanelerimizdeki cihaz/sistemlerde kullanılan en yaygın enerji kaynağı elektriktir.
Gelişen bilgisayar ve mikro işlemci teknolojisi içeren cihaz/sistemlerinde kullanılacak
elektrik enerjisinin iki temel koşulu sağlaması gerekmektedir. Bu koşullar; (1)
elektrik enerjisi sürekli, kesintisiz olmalıdır; (2) elektrik enerjisi cihazın teknik
özelliklerine uygun olmalıdır. Bu iki temel koşulu sağlayan bir elektrik enerjisi
sağlayabilmek ne yazık ki birkaç istisnai örnek dışında, tüm hastanelerimizin sahip
olduğu, bir alt yapı sorunudur.
Sağlık Bakanlığı hastanelerinin tamamında jeneratör grubu bulunmasına karşın sayısı
bilinmemekle birlikte büyük bir çoğunluğunda merkezi bir voltaj regülasyon sistemi,
ve hiç birinde tıbbi cihaz sistemlerinin bağlı bulunduğu merkezi bir kesintisiz
güç kaynağı mevcut değildir. Ancak birkaç Bakanlık hastanesinde kısıtlı olarak bilgisayar
kullanılan bölümlerde sadece o bölümdeki bilgisayarın ihtiyacına cevap verebilecek
kesintisiz güç kaynakları kurulmuştur. Örnek olarak, radyoloji bölümlerinde kullanılan
bilgisayarlı tomografi sistemleri, gama kamera ve ultrasonografi cihazları laboratuvarlarda
kullanılan otoanalizörler, yoğun bakım ünitelerinde kullanılan ventilatörler ve
monitör sistemleri, radyoterapide kullanılan lineer hızlandırıcılar gibi cihazların
birkaç saniyelik elektrik kesintilerine dahi tahammülleri yoktur. Buna karşılık
en iyi jeneratör grubunun bile devreye girmesi minimum 15 saniye almaktadır.
Bu uzunluktaki bir kesintinin, örnek olarak laboratuvarlarda çalışan bir otoanalizör
üzerindeki etkisini ele alalım:
Öncelikle, bu işlem bir sıraya ve belli sürelere bağlı olarak yapıldığı için otoanalizör
otomatik olarak işlemin başına döner ve o ana kadar yapılmış işlemleri yok farz
eder.
İkinci olarak, yapılmış olduğu testlerden elde ettiği sonuçları hafızasında tutamadığı
için hiçbir hesaplama yapamaz.
Üçüncü olarak, işleme baştan başlama söz konusu olduğu için solüsyonların yenilenmesi
gerekir ki, bunlar oldukça pahalıdır.
Dördüncü olarak da, eğer hastadan sadece bir işleme yetecek miktarda örnek alınmışsa
hastaları yeniden örnek almak gerekecektir. Şüphesiz bu şartlar altında çalışmak
zorunda bırakılan cihaz/sistemlerden Yüksek verim elde etmeye çalışmak hemen hemen
olanaksızdır.
Bu konuda yapılmış herhangi bir araştırma olmamasına rağmen, bu tür cihazlara servis
veren firmaların iddiası, standartlara uygun olmayan gerilim ve frekans değerlerinin
ve ani elektrik kesilmelerinin sebep olduğu arızaların cihazdan cihaza. Sistemden
sisteme değişmekle birlikte toplam arızaların % 10-20'sini teşkil ettiği şeklindedir.
Hastanelerde özellikle gelir merkezi durumundaki laboratuvar radyoloji, ameliyathane
gibi bölümlerde enerji sorunları nedeniyle tıbbi cihazların tam olarak kullanılamaması
hem beklenen geliri azaltması, hem de arızalardan doğacak ek harcamalara sebebiyet
vermesi sonucu tıbbi teknolojinin verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.
Malzeme Faktörü; Gelişen tıbbi teknolojilerin uygulama alanı bulduğu
cihaz/sistemlerde, bilinen klasik malzemelerle birlikte daha yenileri de kullanılmaya
başlanmıştır. Günümüzde oldukça hızlı yayılan bir görüş de özellikle AIDS gibi kolay
bulaşabilen öldürücü hastalıkların yayılmasını önlemeye yönelik olarak mümkün olan
her malzemeyi "sarf malzemesi" (disposable material) şekline dönüştürmektir. Bu
şekilde üretilecek malzemelerin birim fiyatlarında meydana gelebilecek artışlar,
yeni tip ve daha ucuz maddelerin malzeme yapımında kullanılması yoluyla azaltılmaya
çalışılmaktadır.
Yüksek tıbbi teknoloji ürünü cihazlarda kullanılan malzemelerin kalitesi, ,genel
olarak, cihaz/sistemin hassasiyetini, güvenirliliğini ve çalışma ömrünü önemli ölçüde
etkilemektedir. Cihaz/sistemin teknik özelliklerine uygun olmayan ve bayat malzeme
kullanımı ve ya belli periyotlarda değiştirilmesi gereken malzemenin sözde tasarruf
amacı ile normalden çok ,daha uzun süreler kullanılmaya çalışılması, sonuçta elde
edilen çıktının kalitesinin istenenden çok düşük veya elde edilen sonucun yanlış
olmasına yol açmaktadır. Ayrıca, bazı kritik malzemelerin yanlış kullanımı sonucunda
cihaz/sistemde büyük ve önemli arızalar meydana gelmektedir.
Hastanelerin tümünde bulunan EKG cihazı ve EKG kadar yaygın olmayan EEG ve EMG cihazlarında
kullanılan uygun niteliklere sahip olmayan kâğıt, mürekkep ve elektrotlar genellikle
elde edilen sonuçları etkileyebilecek sorunlar çıkarmaktadırlar. Örnek olarak, üretici
firma tarafından belirtilen özelliklere sahip olmayan kâğıtların kullanılması yazıcıların
uçlarına hasar vermekte ve çok kısa sürede aşınmalarına yol açmaktadır. Buna ek
olarak uygun kalite de olmayan mürekkep kullanımı söz konusu olduğunda elde edilen
EKG kâğıdı üzerindeki çizginin keskinliği oldukça azalmaktadır. Ayrıca, EKG cihazlarında
bir diğer sıkça karşılaşılan sorun da kalitesiz elektrotlardan kaynaklanan hassasiyet
kayıplarıdır. Zira cihazınız ki bu EEG ve EMG cihazları için de geçerlidir, ne kadar
hassas olursa olsun, eğer kullandığınız elektrot uçları uygun özelliklere ve yeterli
kaliteye sahip değilse elde edilecek hassasiyet de düşük olacaktır. Diğer bir deyişle,
pahalı ve hassas bir cihazın ucuz ve daha az hassas bir cihazdan, ürettikleri çıktılar
bakımından bir farkı kalmayacaktır.
Tasarruf amacı ile belli aralıklarla değiştirilmesi gereken malzemelerin uzun süreler
kullanılmasına en çarpıcı örnek radyoloji bölümlerindeki film banyo makinalarıdır.
Uzun süre değiştirilmeden kullanılan banyo solüsyonları, cihazların özellikle merdane
ve dişlilerinde büyük tahribatlar yaparak arızalara yol açmakta veya iyi çekilmiş
olsa bile bir röntgen filminin işlem sonrasındaki kalitesini oldukça düşürebilmektedir.
Ne yazık ki, genelde cihaz/sistem alımlarında gösterilen hassasiyet, daha sonra
bunların çalışmasında veya ömrü üzerinde önemli rol oynayabilecek malzemelerin seçiminde
gösterilmemektedir. Sonuç ise, gerek elde edilen çıktıların kalitesinde gerekse
cihaz/sistemin çalışma ömründe ortaya çıkan dramatik azalmalardır.
Bakım-Onarım Faktörü; Günümüzde üretilen tıbbi cihaz/sistemlerin
gerek güvenirlik, gerek hassasiyet, gerekse performanslarındaki yükseklik sahip
oldukları teknolojik yapının yüksekliğinden ve karmaşıklığından kaynaklanmaktadır.
Hemen hemen bütün cihazlarda kullanılmaya çalışılan mikro işlemci teknolojinin anlaşılması
ve bu tür elemanlar içeren cihaz/sistemlerin bakım ve onarımı artık başlı başına
bir uzmanlık dalı haline gelmiştir. Ayrıca, tıbbi cihaz/sistemlerin direkt veya
dolaylı olarak insan hayatı ile ilgili olması, gerek bu cihaz/sistemlere gerekse,
bu uzmanlık dalına verilen önemi bir kat dalda arttırmaktadır.
Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinde ve özellikle ABD'de "Biyomedikal Mühendisi (Biomedical
Engineer)", "Klinik Mühendisi (Clinical Engineer) ", " Biyomedikal Teknisyeni (Biomedical
Technician) ", ünvanlarına sahip, bu alanda formel eğitim görmüş elemanlardan oluşan
Biyomedikal Mühendisliği Bölümü (Biomedical Engineering Department) adı altında
kurulmuş hastane içi destek servis ünitelerine hemen hemen her hastanede rastlanmaktadır.
Bu bölümün iki temel görevinden birincisi; mevcut cihazların koruyucu bakım, kalibrasyon
ve tamirlerini yapmak ve ayrıca, hastane dışı kuruluşlara yaptırılan tamirleri fiyat
ve kalite açısından değerlendirmek; ikincisi ise, yeni cihaz satın alımı esnasında
kalite, teknik ve fiyat açısından en iyi cihaz/sistemin seçilmesine yardımcı olmak
ve bunların kabul testlerini yapmaktır.
Boğaziçi Üniversitesi, Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü'nün 1985–1986 yıllarında
İstanbul'daki en büyük beş Sağlık Bakanlığı hastanesinde (Taksim Hastanesi, Beyoğlu
Hastanesi, Şişli Etfal Hastanesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi)
yaptığı çalışmanın sonuçları ile ilgili Bakanlığa hazırladığı Çalışma Raporu I ve
II'de, bu hastanelerde ve Türkiye genelinde diğer Bakanlık hastanelerinde kurulacak
Biyomedikal Mühendisliği Bölümleri tarafından verilecek koruyucu bakım, kalibrasyon
ve onarım hizmetleri ile; (1) cihaz/sistem'lerin ortalama ömrünün yaklaşık % 30
artacağı, (2) onarım masrâflarının ise yaklaşık % 50 azalacağı vurgulanmıştır. Ayrıca,
cihaz/sistemlere yapılacak yatırım maliyetinin uygun satın alma yöntemleri ile en
az yaklaşık % 20 azalacağı belirtilmiştir.
Ne yazık ki bu konuda gerek Sağlık Bakanlığı'nda gerekse diğer başka bir kuruluşta
daha hassas, kesin ve sağlıklı değerlendirmeler yapılabilecek veri yoktur. Fakat
tıpta kullanılan cihaz/sistemler üzerinde formel eğitim görmüş Biyomedikal Mühendisleri
ve Teknisyenlerinin organize biçimde bir araya gelmesinden oluşan Biyomedikal Mühendisliği
Bölümleri'nin hastanelerimizde kullanılan cihaz/sistemlerin kısmi ve toplam verimliliği
üzerinde en büyük etkiye sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
IV. Hastanelerdeki Biyomedikal Mühendislik Hizmetlerinin Genel Kapsamı
Yukarıda ifade edilmeye çalışılan görüşlerden hareketle hastanelerin verimli
ve etkin şekilde hizmet üretebilmeleri, diğer üretim faktörlerinin yanı sıra tıbbi
teknolojinin de verimli ve etkin kullanılabilmesiyle mümkündür. Bu cihazların verimli
ve etkin kullanılabilmesi ise artık ayrı bir uzmanlık ve meslek dalı haline gelmiş
tıp ile elektromekanik mühendisliğin ara kesitini oluşturan biyomedikal mühendislik
hizmetleriyle mümkündür. Söz konusu hizmetlerin sağlanmasında şu usullere başvurulabilir:
1. Hastanenin kendine ait bir
biyomedikal mühendislik ünitesini ya da servisini oluşturması,
2. Biyomedikal mühendislik
hizmetlerinin servis olarak dışarıdan ticari kuruluşlardan satın alınması,
3. Hastanenin de ortak olduğu
ve birden fazla hastaneye servis veren müstakil bir biyomedikal mühendislik kurumundan
hizmet satın alınması,
4. Kâr amacı gütmeyen, mülkiyeti
kamu kuruluşlarına ait, birden çok hastaneye hizmet verebilen bir birimin kurulması,
5. Üretici yada satıcı firmalardan
yada bunların servis birimlerinden hizmet satın alınması.
Sözü edilen bu yöntemlerden hangisinin hastane açısından daha verimli ve etkin olabileceği
konusunda önsel bir yargıda bulunmak mümkün değildir. Çünkü bu hizmetlerin hangi
usulle sağlanabileceği hastanenin büyüklüğü, bütçe olanakları, hastanedeki yüksek
tıbbi teknolojik cihazların türleri ve sayıları, dışarıdan sağlayabilme yada satın
alabilme olanaklarının varlığı gibi faktörler tarafından belirlenir. Fakat her durumda
belirli bir büyüklüğe ve kapasiteye ulaşmış hastanelerde biyomedikal mühendislik
hizmetlerinden yararlanılması kaçınılmazdır. Bu bakımdan biyomedikal mühendislik
hizmetlerinin hastane içindeki işlevlerinin en azından mevcut durum itibariyle gözden
geçirmekte fayda bulunmaktadır. Gerek hastanenin kendine ait bir biyomedikal mühendislik
hizmetleri birimi olsun, gerekse dışarıdan servis veren kuruluşlar olsun, sağlanması
gereken biyomedikal mühendislik hizmetleri ayrıntılarıyla şu şekilde ifade edilebilir:
a) Yeni cihaz alımından önceki hizmetler
Çeşitli alternatifleri kullanım, teknik özellik, güvenlik ve maliyet açısından
incelemek, Teknik şartnameleri hazırlamak, Teklifleri değerlemek, Yeni cihaz için
tesis ihtiyaçlarını belirlemek.
b) Yeni cihaz satın alımı esnasındaki hizmetler
Yeni alınan bütün cihazların ön ve nihai kabul muayenelerini yapmak,Mukavele ve
şartnameye uygun cihazların montajını sağlamak,Biyomedikal cihazlara ait kalite
garantisi, kullanım müsaadesi gibi konularda ulusal ve uluslararası standartları
ve mevzuatı takip etmek.
c) Bakım onarım hizmetleri
Mevcut cihazların envanterini yapmak, Mevcut cihazların faal bulunmasını
sağlamak üzere yedek parça ve malzemelerin stoklarını yönetmek, Yoğun bakım ve acil
servislerin ihtiyaç duyduğu teknik hizmetleri günde 24 saat süresince sağlamak,
Cihazları üreten firmalarla, satıcılarla yada bunların temsilcileriyle düzenli ve
sürekli haberleşmeyi sağlamak, Arızalanan cihazların mahallinde tamir edilmesini
yada hastane dışında tamir görmesini sağlamak, Cihazlarla ilgili el kitabı, broşür,
prospektüs gibi dokümanları temin etmek ve arşivlemek, Cihazların demode olması
yada tamir masraflarındaki artış nedeniyle kullanımdan çıkartılmasına karar vermek.
d) Koruyucu bakım ve kalibrasyon hizmetleri
Cihazların düzenli olarak kontrol ve muayenelerinin yapılması için program
geliştirmek, Periyodik bakım, kalibrasyon ve muayenelerin programlandığı gibi yürütülmesini
ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak.
e) Eğitim hizmetleri
Cihazları kullanacak personelin en iyi şekilde yetişmesini sağlamak. Bütün
klinik ve üniteler için cihazların kullanımı konusunda hizmet-içi eğitim programları
hazırlamak ve yürütmek.
f) Elektrikli aletlerle ilgili önlemler
Hastane içinde kullanılan her türlü münferit elektrikli aletin, hastane ve biyomedikal
cihazlar açısından güvenlik durumunu araştırmak, bu cihazların gözetim altında bulundurulmasını
sağlamak.
V. Sonuç
2000'li yıllarda hastanelerin, bugünkü "hekimi" merkez alan sistemden "tıbbi
bilgisayarı" merkez alan ve tıp personeli ile bilgisayar işbirliğine dayanan bir
sisteme geçileceği öngörülmektedir. Bu sayede hastalara hem teknolojik, hem de insani
açıdan daha kısa sürede ve nitelikli sağlık hizmetinin etkin ve düşük maliyetle
sağlanmasının mümkün olabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla hastanelerin giderek
daha yüksek tıbbi teknolojilerle donanacağı ve iktisadi açıdan yoğun teknolojik
işletmeler haline geleceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yüzden de tıbbi teknolojinin
verimliliği çok önem kazanan ve daha da kazanabilecek bir faktör olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Yüksek tıbbi teknolojinin verimliliğini etkileyen faktörler dört başlıkta toplanabilir.
Bu faktörler; işgücü, enerji, malzeme ve bakım- onarımdır.
Her tıbbi cihaz/sistem, yoğunluğuna, yapısına ve yerine getirdiği işleve bağlı olmak
kaydıyla bir "kullanıcı"ya ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç da, işgücü faktörünün
verimlilik üzerindeki etkisini biraz daha önemli kılmaktadır. Kullanıcı işgörenin
cihaz/sistem ile ilgili gerek temel, gerekse pratik eğitimden yoksun olması verimliliği
olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu faktörün olumsuz etkilerini
en aza indirmenin yolları:
Hastanelerimize tıbbi cihaz/sistemleri kullanacak işgücünü yetiştiren kurumların
sayısının artırılması, yaygınlaştırılması ve eğitimin kapsamının genişletilmesi
ve kalitesinin yükseltilmesi,Satın alım sonrası, satıcı firmalar tarafından verilen
eğitimin daha ciddi uygulanması ve takip edilmesi, Hastane içi sürekli eğitim programları
ile personelin bilgi ve beceri düzeyinin yükseltilmesi ve yeni metot ve teknolojilerden
haberdar edilmesi'dir.
Verimliliğe etki eden diğer faktörlerden ikisi, enerji ve malzeme faktörleridir.
Bunlardan enerji faktörünün verimlilik üzerindeki ters etkisi, yapılacak uygun alt
yapı yatırımları (jeneratör grupları, kesintisiz güç kaynağı sistemleri v.b.) ile
kolaylıkla ve kısa sürede azaltılabilir veya tamamıyla ortadan kaldırılabilir. Malzeme
faktörünün verimlilik üzerindeki olumsuz etkilerine çözümü, öncelikle hastanelerin
finansman güçlüklerinin giderilerek daha kaliteli malzeme alımı yapılmasında ve
daha sonra da bu malzemelerin bozulmasına veya bayatlamasına meydan vermeden kullanılmasını
düzenleyecek "stok kontrol yöntemlerinde aramalıyız.
Türkiye'de yeni teknoloji ürünü tıbbi cihaz/sistemlerin toplam ve verimliliğinin
düşük olmasındaki en büyük pay sahibi faktörlerden bir diğeri de bakım/onarım faktörüdür.
Uygun bakım/onarım servislerinin tıbbi cihaz/sistemlere verilmesinde özel sektör,
devlet sektörüne nazaran biraz daha ileride olmasına rağmen yine de tüm sağlık sektörü
cihazlarına uygun bakım/onarım vermek konusunda oldukça zayıftır. Ayrıca, uygun
satın alım politikalarının olmaması, daha başlangıçta yatırım kayıplarına neden
olmaktadır. Bakım/ onarım faktöründen kaynaklanan verimlilik düşüşleri ve uygun
olmayan alım politikalarından doğan yatırım kayıpların en aza indirmenin yolu; Bakanlık
bünyesinde ve her bir hastanede veya birbirlerine yakın hastanelerde Biyomedikal
Mühendisliği Bölümlerinin süratle oluşturulması ve genişlemesini sağlayacak elemanların
yetiştirilmeye başlanmasıdır. Bu konu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde
de çalışmalara başlanmıştır. Ancak bunların hızlandırılması gerekmektedir. Sonuç
olarak yukarıda adı geçen faktörlerin, cihaz/sistemlerin ve verimlilikleri üzerindeki
etkileri çarpıcı bir büyüklüğe sahiptir. Ne yazık ki Türkiye'deki sağlık kuruluşlarında
bu faktörler verimliliğe olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu etkilerin en aza indirilmesinin
yolu eğitime ve Biyomedikal Mühendisliği gibi servis hizmetlerine yatırım yapmaktan
geçmektedir.
Özellikle anlaşılması gereken konu, sadece yeni teknoloji ürünü cihaz/sistemlere
yatırım yapmakla hastanelerimizde verilen hizmetlerin verimliliğini ve kalitesini
arttırmak mümkün değildir, zira cihazı çalıştıracak işgücüne, kullanılacak enerji
ve malzemeye ve cihaz/ sistemleri çalışır durumda tutacak destek hizmetlere de yatırım
yapmak zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde Türkiye'deki
sağlık hizmetleri harcamalarında önemli tasarruflar yapılacak ve verimlilik hiç
şüphe yok ki artacaktır. Sonuçta, bu tasarruflar yatırım olarak yine hastanelerimize
geri dönecektir.
|
|
|