Farmege
Uluslararası Kalite Sistemleri ve Belgelendirme Ltd. Şti. Türk Standartları Enstitüsü Uluslararası Kalite Sistemleri ve Belgelendirme Ltd. Şti.
kalibrasyon     
periyodik bakım
biyomedikal    medikal
tıbbi cihaz hospital
calibration    teknik      hastane
biyomedikal
 
 
 
 

  Cıvalı Dereceler Yasaklandı

Avrupa Parlamentosu, termometre, barometre, basınçölçer ve diğer elektronik olmayan ölçüm aletlerinde cıva kullanımını tamamen yasaklayan yasayı kabul etti. STRASBOURG - Parlamentonun kabul ettiği yasada, bu ölçüm aletlerinin yerine kullanılabilecek, cıva kullanılmayan başka aletler olduğuna dikkat çekildi. Yasa, Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin meclisleri tarafından daha önce onaylanmıştı. Onaylanan bu yasaya göre, hali hazırda kullanılan aletler kullanılmaya devam edilecek, tamir edilebilecek ve 50 yıldan eski aletler antika olarak alınıp satılabilecekti. Dünyanın en büyük cıva ihracatçısı olan Avrupa Birliği’nin üye ülke hükümetleri, geçen ay cıva ihracatını 2011 yılından itibaren tamamen yasaklamayı kabul etmişlerdi.

(10 Temmuz 2007 Salı -- 17:33:00 NTV Haber)


Böylece cıvalı ürünlerin kullanımı tamamen yasaklandı…


Ateş oluşumunun en büyük nedeni enfeksiyonlardır. Enfeksiyonlar, virüs ve bakteriler gibi mikro-organizmaların neden olduğu bulaşıcı hastalıklardır.

Örnek olarak; gribal enfeksiyonlar, bakterilerin neden olduğu diyare, üretrit, pyelonefrit, tonsilit, sinüzit, alt solunum yolu enfeksiyonları olan bronşit, tüberküloz gibi hastalıkları da söyleyebiliriz. Hastanın ateş nedeniyle hekime başvurmasına yol açan başlıca enfeksiyonlar, sıklık sırasına göre alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, üriner sistem enfeksiyonları ve deri-yumuşak doku enfeksiyonlarıdır. Enfeksiyon dışı nedenlerden en çok karşılaşılanı, sıcak çarpmalarıdır. Bazı ilaçlar ve zehirler de yüksek ateşe neden olabilirler. Hastalığa (enfeksiyonlara) bağlı yüksek ateş ve sıcak çarpmasına bağlı yüksek ateşin ilkyardım kuralları farklılıklar arz eder.

Vücuttaki zararlı mikro-organizmalar kendini ateşlenme olarak ortaya çıkartırken bizlerinde bu enfekte ortama başka bir mikrobik bir aletle yaklaşmamızın doğurabileceği sonuçlardan kaçınmamız veya göz ardı etmemiz mümkün değildir.


Cıvalı Beden Derecelerinin Kurumlardaki Kullanım Şekli ve Ortaya Çıkan Sonuçlar


Ülkelerinde yaşayan bireyler için en önemli şeyin sağlık olduğu tartışmasız bir gerçektir. Sağlığın korunabilmesi, bireyler için çok önemli olan  ‘koruyucu sağlık’ kavramının ne ölçülerde uygulanıp uygulanmadığı ile doğru orantılıdır. “Ülkeye hizmet, her bireyin işini en iyi şekilde yapmasıyla olur.”

Zira nedendir bilinmez ülkemizde sağlıklı birey ve millet için “koruyucu sağlık” çok önemli olmasına karşın, bu konuya gerekli önem maalesef verilmemektedir.

Ülkemizde halen atık piller, bozulmuş tansiyon aletleri, oda ve beden dereceleri yıprandığı vakit çöpe atılmaktadır. Bilinçsizce atılan bu atıklar sayesinde Cıva ve cıva bileşikleri ihtiva eden endüstriyel atıklar oluşmakta, yeteri kadar arınmadığı için akarsu ve denizlere karışmakta, yeraltı ve yerüstü sular kirlenmekte ve böylelikle su ürünlerinin (bilhassa balıkların) vücutlarında depolanmaktadır.

Deniz ürünlerinin gıda olarak tüketilmesi sonucunda, ağır metal zehirlenmelerinden dolayı insanlarda çeşitli hastalıklar ve ölümcül vakalar ortaya çıkmaktadır.

Ortaya çıkan bu durum insanlık için bir cinayettir.

Cıva, baryum, kadmiyum, kurşun, arsenik vb. gibi ağır metaller ve bunların bileşikleri insan sağlığına toksik (zehir) olarak etki ederler. Hayvanlar ve bitkiler de bu zehirli maddelerden aynı şekilde etkilenmektedirler.

Bu etkinin sistematik yürüyüşünde, proteinde bulunan kükürt gruplarına (-SH) cıva, kuvvetli bir bağla bağlanır. Özellikle Metil-Cıva Etanoat gibi, Alkil-cıva bileşikleri de çok zehirlidir. Bu bileşikler proteinde bulunan SH gruplarındaki kükürt atomlarına kuvvetli kovalent bağlarla bağlanırlar. Bu bağlanmada Alkil-Cıva bileşikleri, -SH grubundaki Hidrojen (H) atomlarıyla yer değiştirirler. Cıva atomunun bu yolla proteine bağlanmasıyla, proteinin özelliklerinde ciddi bir değişme meydana gelir.

Bilindiği gibi proteinler hücre içinde enzim olarak hareket ederek organizmadaki biyolojik prosesleri katalizlemede ve hücre zarının oluşumunda önemli rol oynarlar. Proteindeki kükürt (S) atomlarına ortamda bulunabilecek cıva bileşiklerinden, civanın bağlanması sonucunda proteinin enzim aktivitesi durdurulmuş olur. Böylelikle hücre zarındaki madde geçişi engellenmiş olup hücre zarı da vazifesini yapamaz hale gelir.

Dünyada üretilen cıva ve cıva bileşikleri çeşitli endüstri alanlarında kullanılmaktadır. PVC üretiminde gerekli olan klor, doygun tuzun elektrolizinden elde edilir. Bu proseste cıva katalizör olarak kullanılır.

Örnek olarak; Japonya da Minomata şehrinde PVC üretimi esnasında oluşan proses atıklarından dolayı, Minomata halkında ve o bölgedeki canlılarda çeşitli hastalıklar ortaya çıkmıştır. Bu hastalığın ilk belirtileri kasların zayıflaması şeklinde olup, hastalığın zamanla ilerlemesi sonucunda felç vakaları ortaya çıkmış, daha sonra ise ölümle neticelenen vakalara rastlanmıştır.

Japonya Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı araştırmalarda bu hastalığın ağır-metal zehirlenmesinden ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Burada söz konusu PVC üretimi yapan fabrikalardan atılan kimyasal atıklar, önce çöktürme havuzlarında bekletilmekte ve Oradan da bir kanal vasıtasıyla Minomata-Bay nehrine akıtılmaktaydı. Bu nehirden alınan çamur analizlerinde yapılan araştırmalarda 700 mg/kg (ıslak ağırlıklı) inorganik cıva bileşikleri tespit edilmiştir. Minomata-Bay nehrinde yapılan araştırmalarda ise gerek nehir suyunda ve gerekse su ürünlerinde büyük miktarlarda inorganik ve organik cıva bileşikleri bulunmuştur. Bu çok zehirli cıva ve cıva bileşiklerinin insanlara geçmesi ve ölüme götürebilecek boyutlara erişmesinin sebebinin, bölge halkının su ürünlerini (bilhassa balıkları) gıda olarak tüketmesinden kaynaklandığı yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir.

Minomata'da meydana gelen ve birçok kişinin hastalanmasına hatta 100'den fazla kişinin ölmesine sebep olan bu olay, cıva ve cıva bileşiklerinin insan sağlığını ne derecede tehdit ettiğini ortaya koymaktadır. Bu durum yaşanmış bir örnektir.

Acaba cıva zehirlenmelerinden sadece endüstri bölgelerinde yaşayan insanlar mı etkilenmekledir?

Bu sorunun cevabı zor olduğu gibi çeşitli tartışmalara da açıktır. Zira mesleki nedenlerle ortaya çıkan cıva zehirlenmesindeki erken belirtiler “Mikromerkürializm” olarak tanımlanmakta; baş ağrısı, titreme, uykusuzluk, kilo kaybı, halsizlik, gastroilesimal bozukluklar, iştahsızlık gibi belirtiler göstermektedir.

İlerleyen durumlarda ise karakteristik “Merkürial tremor” ve özel durumlarda şiddetli spazma eşlik eden, psikolojik davranış değişiklikleri (hafıza kaybı, şiddetli depresyon veya exitasyon) ortaya çıkmaktadır.


Yine yapılan başka araştırmalarda;


Prof. Schweinsberg'in termometre imalatında çalışan fabrika personelinin, sağlık yönünden rahatsız olduklarını bildirmeleri üzerine 100-test insanda yaptığı araştırmalarda, bu insanların ürinlerinde normal insanlara nazaran 100 kat daha fazla cıva tespit etmiştir.

Bunun yanında Schweinsberg civanın etkisinden dolayı hastalarının bütün yıl boyunca sağlık yönünden rahatsız olduklarını, hatta bir araştırmasında da, hastasının beyninde dahi cıva tespit ettiğini raporlarında belirtmiştir.

Reutlingen'de çocuk doktoru olan Echard Bonnet'in 1991 yılında başlattığı diğer bir araştırmada ise;

Cıva ve cıva bileşenlerine dişinde kullanılan dolgu maddesi yüzünden hamile bir bayanın doğan bebeğinin ürinlerinde cıva bileşkelerine rastlanması olup beyinlerinde hasar tespit etmesinden kaynaklanmaktadır.


Bu çocukların ürinlerinde bulunan cıva ve bakır nereden gelmektedir?


Bu sorunun cevabı çocuğun anne rahminde iken, annenin dişlerinde olan amalgam dolgudan dolayı, cıva ve bakır aldığı, böylece de çocuğun zehirlendiği ortaya çıkmıştır. Dişlerde dolgu maddesi olarak kullanılan amalgamlar cıva ihtiva etmekte olup, bu maddeler ağızda başlayan sindirim ve solunum yoluyla kana karışmaktadır.

O halde çocuk anne rahminde iken niçin zehirlenmemektedir?

Bu sorunun cevabı ise; çocuk anne rahminde bir aylık iken, vücut hücreleri en hızlı şekilde çoğalmaktadır, bu şekilde hücre zehri konsantrasyonu ilk bakışta azalmış olmakta ve rahimdeki çocuklar bundan dolayı etkilenmemektedirler.

Bunun yanında Bonnet, bebeklere Dimaval verdikten sonra yaptığı deneylerde 170 mikrogram Civa/1 Kreatinin bulmuştur. Bonnet'e göre yeni doğan bebeklerin vücutlarında hiçbir şekilde cıva bulunmaması gerekir. Bonnet, hamile hanımlara dişlerinde bulunan bütün metal alaşımlarını çıkarttırmalarını tavsiye etmektedir. Çünkü amalgam dolgu maddelerinde bulunan ağır metaller önce annenin vücuduna, sonrada bebeğe geçmektedir.

Almanya'da 1992 Mart ayından beri Gamma 2- ihtiva eden amalgam dolgularının kullanılması Alman Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır. Ülkemizde ise hala Gamma 2- ihtiva eden amalgamlar dişlerde dolgu maddesi olarak kullanılmaktadır.

Ağır metaller ve bunların bileşikleri başta kimyasal proses atıkları olmak üzere, çeşitli emisyon kaynaklan aracılığı ile çevreye yayılmaktadır. Bu emisyonlar su ürünlerinde, bitkilerin yaprak ve köklerinde depolanmakta ayrıca çevre havasında da bulunmaktadır. O halde sağlıklı bir hayat için, fabrikalardan çevreye yayılabilecek ağır metal ve bunların bileşiklerini en yeni teknoloji kullanarak minimum seviyeye indirmek zorundayız. Dişlerimizde ise, mümkün olduğu kadar amalgam dolgulardan uzak durmamız, sağlıklı kalmamız için büyük fayda sağlayacaktır. Ayrıca Sağlık Sektöründe kullanılmakta olan cıva ve cıva bileşenlerinden oluşan ürünlerin üzerimizde kullanılmasını engellemeli ve çevremizi bilinçlendirmemiz gerekmektedir.

Evlerimizde ve hastanelerde bilinçsizce kullanılmakta olan Cıvalı Beden Dereceleri ve tansiyon aletleri hem kullanıcı hem de personelde ciddi sağlık problemlerine yol açtığı kaçınılmaz bir gerçektir.

Cıvalı Beden Dereceleri, tüm kurum ve kuruluşlara ihale ya da doğrudan temin yöntemleri ile Disposable (tek kullanımlık) malzeme olarak satın alınır. Ancak hiçbir kurumda tek kullanımlık olarak işlem görmez, bir tek hastada kullanılarak atılmaz. Atılanlar ya bozulmuş ya da kırılmış olanlardır.

Kurumlara alınan bu dereceler hasta üzerinde kullanıldıktan sonra (ki bu kullanım anal, oral ya da koltuk altı olarak değişmektedir) hazırlanan alkollü su içersine atılmak suretiyle dezenfekte edilir. Bilindiği üzere alkol uçucu bir maddedir. Bu su içinde bekleyen dereceler tekrar tekrar diğer hastalar üzerinde de kullanılır. Bu dezenfekte yönteminin ortamda ya da hastada bulunan virüsü yok etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bir virüs hastadan hastaya geçerek yayılmaya devam eder.

Kaldı ki kullanım bölgesi olarak değişkenlik gösteren bu derecelerin insan sağlığına verdiği zarar ve bu zararın sonuçları maalesef kaçınılmaz sonuçlar da doğurmaktadır.

Fakat hiçbir Sağlık kuruluşu ya da Sağlık Bakanlığı bu yönde halen bir önlem almamıştır. AB’ye girmeye çalıştığımız yeni yasa ve kanunlar çıkarttığımız ve 3. Dünya ülkesi sıfatından kurtulmaya çalıştığımız şu dönemde kurumlarımızda yaşanan bu insanlık ayıbı insan sağlığına zarar verebilecek, insanlık için tehlike oluşturulabilecek uygulamalardan sadece bir tanesidir.

Kaynak:   Nette Sağlık


Yayınlanma Tarihi:   23 Eylül 2009 Çarşamba       Okunma Sayısı:   512

 


 
"Site içerisinde kullanılan tüm yazılı ve görsel içeriklerin telif hakları Farmege Medikal Teknik A.Ş ye aittir.İzinsiz kullanalar ve çoğaltanlar hakkında yasal süreç başlatılacaktır.Farmege.com 2010"

"Tüm finansal ve uluslararası denetimlerimiz    ve tarafından yapılmaktadır." site haritası

Site Creation & Technology by S.Yılmaz